BİLİM TOPLUMU

AKILCILIK
SORMAK SORGULAMAK 1

Akıl nasıl dumura uğratılır? Eğer sorma ve sorgulama yetiniz elinizden alınırsa aklınız da dumura uğrar.
Bilim dediğimiz sorma ve sorgulamanın, çözüm ve çözümlemelerin metodolojisidir aslında. Bir bilim insanı “üniversiteyi bitirip lisansüstü eğitim alayım da bir bilim insanı olayım” diyen kişi değildir. Bilim insanı, çocukluğundan itibaren bu kararı verdiği yaşa dek, sormayı, sorgulamayı, gözlemlemeyi öğrenerek yoğrulmuş kişidir. Akademik eğitim bu kişiye bilimsel sistematiği ve gerekli bilgi donanımını sağlar.
Daha iyi, daha sağlıklı, daha müreffeh bir hayat, bir doğa için yeni keşif ve icatlar, bilimin ortaya koyduğu veriler üzerine inşa olunan teknoloji ile gerçekleşmektedir. Evrenkentlere dek yetiştirdiğimiz çocuklar ve gençler, sormayı ve sorgulamayı öğrenmemişlerse, siz onlara sorma ve sorgulama güdüsünü aşılayamamışsanız, bilim toplumu olma şansını yitirmişsiniz demektir.
Bakın işte fikir üreten, düşünen toplumlara ait bir resmi çeken istatistik bir verinin dökümü: UNESCO istatistiklerine göre dünyada her yıl farklı başlıkta en fazla kitap basan ülke 206.000 kitap ile İngiltere. Bunu 172.000 ile ABD izliyor. Üçüncü ülke 136.206 ile Çin, dördüncü 96.000 ile Almanya iken, Japonya 45.430 ile yedinci sırada geliyor. Türkiye 6546 kitap ile Yunanistan’ın ardından otuzuncu sırada yer alıyor. Yalnızca bu veri dökümü bile ülkemizin içinde bulunduğu durumun nedenini açıklamaya yeter bilgi içeriyor.
İlk ve orta öğretimdeki öğrencileri tanımıyorum ama yüksek öğretimdeki öğrencileri tanıyorum. Onları soru sormamalarıyla tanıyorum. Tepkisizlikleri ile tanıyorum. Kabullenmişlikleri ile tanıyorum. Ne sorulduğu önemli değil, ister dersten sorun, ister gündemden, ister halden hatırdan sonuç değişmiyor, cevap alamıyorsunuz.
Tabii genele ait saptamalarda bulunurken bu saptamaların güvenilirliği ve nesnelliğini istatistiki verilerle desteklemeniz beklenir bilimsel yaklaşımda. Benim elimde bu yazdıklarıma dair yapılmış anketler, toplanmış veriler yok. Bunlar şahsi gözlemler ile meslektaş sohbetlerinde yapılan tespitler. Ancak farklı üniversitelerdeki meslektaşlar ile, farklı bölüm ve derslerde yapılan münferit tespitler birbirlerini doğrular nitelikte çıkmakta.
Seksenliler ve daha belirgin olarak doksanlılar ile ilgili olarak en çok tekrarlanan söylem, bu nesil gençlerin daha önceki nesillere göre kendilerinin, benliklerinin daha farkında oldukları ve haklarına daha sıkı sahip çıktıkları ve çıkacaklarıdır. Zira bu nesil daha “demokrat” anne, babaların, daha az “kuralcı”, daha “serbest” eğitim-öğretim alan çocuklarından oluşmaktadır. Peki bu nesiller gerçekten haklarına, hukuklarına daha çok sahip çıkacak, kendilerinin daha farkında olan insanlardan mı oluşmaktadır?
Sormayan, tepki vermeyen bireylerin bir de dil yetenekleri zaafa uğratılırsa ne olur? En azından bizim neslimizde başlamış olduğunu söyleyebileceğim ezberci öğretim usulü giderek içi daha boş, ama ambalajı hoş bir şekle sokuldu. Yazıldığı gibi okunan ender dillerden biri olan dilimizi okumayı biz heceleyerek öğrendik mesela, ama yeni nesiller okuma kuralları değişken ve “kuralsızlığı” bol olan İngilizce’den kopya usulü, tümden gelim üzerinden öğrenmeye çalıştılar dilimizi okumayı. Fransızlar ilkokul birinci sınıftan itibaren dilbilgisine cümle yapısından “sentaks”tan girerken biz cümlenin omurgasını üstün körü bir şekilde ilkokul yıllarının sonlarına doğru görmeye başlarız. Sonra da üniversitede karşınıza dilekçe yazamayan, heceleri doğru ayıramayan, “MSN” diliyle yazan öğrenciler gelir.
En temel iletişim aracı olan “dili” baltalanmış insanlarla ne inşa edebilirsiniz? Kendini ifade etme yetisini budadığınız fertler ne derece kendilerinin ve haklarının farkında olabilirler?
Akılcılığın terkine giden yoldaki mevcut durumun oluşması için, her biri bu yolun asfaltını oluşturan bir bileşen olan ve yukarıda başlık olarak bahsedilen parametreleri zihnimizde tutup yazının başına dönersek, sorup sorgulamayan zihinler inşa etmenin en kolay yolunun insan zihninde tarihin başından itibaren varolmuş en temel soruyu “ilahi” nedenlerle sorulmaz kılmak olduğu açığa çıkacaktır. Siz fosilleri tartıştığınızı sanırken aslında beyinler dumura uğratılıyordur.....