BİLİM ve FELSEFE

Düşünmek, sormak, sorgulamak, bilim bu güdülerle vücut bulabilir. İnsanoğlunun doğuştan, içgüdüsel olarak sahip olduğu merak duygusunun paralelinde geliştirilmesi gereken güdüler, yetilerdir bunlar.
Asırlardır oluşmuş olan evrensel eğitim sisteminin en önemli ayaklarını felsefe, yaşam bilimleri, matematik ve tarih oluşturur. Ancak dönüp bakıldığında ülkemizde bugünün otuzlu yaşlarını oluşturan neslin genelinin (edebiyat şubesi dışında) felsefe dersini almadıklarını görürsünüz. Edebiyat şubesi mezunları ise yaşam bilimi grubu dersleri almamışlardır. Oysa tarihteki önemli birçok yaşam bilimci filozoftur aynı zamanda. Bunda da şaşılacak bir durum yoktur aslında, ne, neden, niçin, nasıl sorularına cevap ararken gözlem, deney yapmanız için düşünmeyi, soru sormayı, sentez yapmayı, felsefeyi bilmeniz gerekir ki üniversite/akademide alınabilen en üst, ünvan değil ama akademik derece olan doktoranın uluslararası karşılığı bilim sahası ne olursa olsun felsefe doktorasıdır (Doctor of Philosophy/PhD).
Hayata, yüksek öğretime hazırlanmak için ilk ve orta öğretime alınan genç dimağların yüksek “sabit bellek”li bireylerden ziyade tabiri caizse “yüksek işlem güçlü”, “RAM”li bireyler haline gelebilmeleri için bilgiden ziyade düşünce sistemi ile donanmaları gerekmektedir.
Türk Milli Eğitim sisteminin ortaöğretiminden geçen bütün bireyler 16. Türk Cihan Devleti Osmanlı’nın zayıf padişahların yönetiminde bilimden uzaklaşarak çöktüğünü öğrenmiştir. Aynı bireyler maceracı ruhlu Kristof Kolomb, Magellan, Vasco de Gama gibi kolonyalist öncüllerini büyük kaşifler olarak öğrenmiş ve Osmanlı’nın çöküşündeki önemli nedenlerden birinin, bu büyük keşiflerin aslında Osmanlı’nın arkasından dolaşmaya imkan tanıyarak devrin global ekonomik dengelerini altüst etmesi olduğunu görememişlerdir. Zira Türk milli eğitimi daha doğrusu milli öğretimi düşünmeyi, sentezi değil, bilgi yüklemesini amaç edinmiştir. Bilgiye ulaşmanın herkes için çok kolay ve hızlı bir hal aldığı günümüzde muhakeme, sentez gücü yüksek bireylere olan ihtiyaç aşikardır.
Bugün çeşitli kılıflar altında eğitim sistemimize yaşam bilimleri merkezli olarak akıtılan dogmaların hedefi, sorma ve sorgulama kabiliyetidir. Esas itibariyle son on yıldır bir eğitim sisteminden ziyade bir öğretim sisteminin yürütülmekte olduğu ülkemizde, modernleşme adına artık “aşırı bilgi yüklemesi” nin terkedildiği ancak azaltılan bilginin yerine yeni, etkin bir yaklaşımın ikame edilmediği, aksine müfredatın özellikle sekiz yıllık zorunlu eğitimde iyice zayıflatıldığı, lise eğitiminin ise üniversiteye hazırlık dersanelerine terk edildiği görülmektedir. Bu yapılanmanın paralelinde sınıfta kalmak neredeyse imkansız hale getirilmiş, sınavla ölçme değerlendirme sistemi zaafa uğratılmış, disiplin yönetmeliği delik deşik hale getirilerek öğretmen ve idarenin eğitim ve öğretim otoritesi yok edilmiştir. Bütün bu tasarrufların şuursuzluk eseri olmadığı, nihai bir hedefi olduğu ise açıktır.